Kahve birçoğumuzun hayatında olmazsa olmazlardan. Kimi kahve içmeden güne başlayamazken, kimisi de gece çalışırken mutlaka kahveyi eksik etmez. Ben geceleri çalışırken bardağımdan kahve eksik etmem ve bu şekilde yaptığım işe daha fazla odaklandığımı düşünürüm.

Kahve, petrolden sonra dünyanın en büyük hacme sahip 2. ticaret ürünü. Sağlık açısından da büyük faydaları bulunanan bu içecek türünün günümüzde bu kadar popüler olmasında kahve zincilerinin de büyük etkisinin olduğunu görmezden gelemeyiz. Tabii ki kültürümüzde kahvenin yeri ayrı ve değerlidir. Türk kahvesi, dünyada telvesi ile sunulan tek kahve olma özelliğiyle gönlümüzün en önemli köşesinde bütün endamıyla ayak ayak üstüne atmış bir vaziyette oturmaktadır. -Oğuzhan bu yazıyı yazarken Türk kahvesi içmektedir.-

3. nesil kahveciliğin gelişmesiyle kahve tüketicileri de daha bilinçli ve içtikleri kahvenin her bir detayına daha hakim hale geldiler. Bu bilinçlenmede kahve zincirlerinin payı oldukça yüksek. Dünyanın en büyük kahve zincirilerinden biri olan Starbucks ise kahve kültürünün değişimi ve gelişimi konusunda öncülük yapan şirketlerin başında geliyor.

Starbucks, 1971 yılında müşterilerine dünyanın en iyi kavrulmuş kahvesini satma misyonu ile kurulmuş. Bu görevi başarılı bir şekilde yerinde getirmek için de birçok fedakarlık yapılmış ve büyük zorluklar yaşanmış. Starbucks‘ı bugün dünyanın en büyük kahve zincirlerinden biri haline getiren Howard Schultz ise bu şirkete sonrada katılıp, vizyonunu gelecek hayallerini kabul ettirmeye çalışmış. İşte bu süreç ‘Starbucks Gönlünü İşe Vermek’ isimli kitapta ayrıntılarıyla anlatılıyor. Şu an Starbucks’ın İcra Kurulu Başkanı olan Howard Schultz‘un kurumsal hayattaki işini bırakıp yüzlerce kilometre uzaklıktaki Starbucks’a zorla da olsa katılım süreci, hayallerini gerçekleştiremediği için Starbucks’tan ayrılışı ve Starbucks’la tekrar yollarının kesişmesi…

Şu an Starbucks baristaları hangi şartlarda çalışıyor bilmiyorum ama Howard Schultz bu kitapta şirket çalışanlarının değeri üzerine çok önemli tespitlerde bulunuyor. Umarım gerçek hayattaki Starbucks çalışanları ile kitapta anlatılan çalışanların yaşamı aynı doğrultuda kesişiyordur.

Kitapla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey ise çok fazla ayrıntı olması. Ya da ben ayrıntıları çok fazla sevmediğim için bana öyle gelmiş olabilir. Ben daha çok hap bilgileri, olayın özünü ve herkesin merak edebileceği yaşanmışlıkları okumayı seviyorum. Kitaptaki bazı ayrıntıların bu anlamda gereksiz olduğunu söyleyebilirim. Ama Starbucks’ı öğrenmek istiyorsanız, Starbucks isminin, logosunun, tasarımlarının, vizyonunun ve misyonun nasıl oluşturulduğunu merak ediyorsanız kitabı mutlaka okumalısınız.