Hayat fena halde futbola benzer; galibiyetler, mağlubiyetler, inişler, çıkışlar, goller, yedek kalmalar, kadro dışı kalmalar…

Steve Jobs’ı hepimiz, dünyayı teknoloji bakımından değiştiren adamlar listesinin ilk sıralarında hatırlayacağız. Hem hayat hikayesi ile hem de iş dünyasındaki varlığıyla, almak isteyen herkese sayısız dersler verdiği konusunda hiç şüphem yok.

Jobs ve arkadaşı Wozniak tarafından bir garajda kurulan ve dünyanın değişmesi konusunda büyük işler yapan Apple’ın, günümüz teknoloji dünyasına kattıkları aslında pek de kolay süreç olmadı. Steve Jobs’ın hayat hikayesini okuyup araştıranlar görecek ki, doğduğu günden ölümüne kadarJobs birçok travmaya rağmen büyük başarılar elde etti.

Steve Jobs, ‘Hayatının geri kalanını şekerli su satarak mı geçirmek istiyorsun, yoksa dünyayı değiştirme fırsatına sahip olmak mı?’ sorusunu sorarak ikna edip Apple’ın başına getirdiği John Sculley tarafından, tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu Apple’dan kovulunca, haketmediği bir şekilde teknik direktörü tarafından kadro dışı kalmış bir futbolcunun kaderini yaşamış oldu.

İlk 11’in gözde futbolcusu, kolunda kaptanlık pazubandıyla topun hep kendisinde buluşmasını isteyen Steve Jobs, bir anda kendini altyapı futbolcularıyla antrenman yaparken bulmuştu. Onu bugün bile teknoloji dünyasının unutulmaz yıldız futbolcuları arasında göstermemizin en büyük nedeni ise pes etmeyip, ilk 11’in değişilmez fubolcusu olmak için çabalamasıydı.

Birçok insan için kurduğu şirketten ya da kaptanlığı yaptığı takımdan gönderilmek büyük yaralara hatta vazgeçişlere yol açacakken, Steve Jobs o günleri şu sözlerle açıklıyor: Apple’dan kavulmak, hayatımda başıma gelen en iyi şeydi. Başarılı olmanın ağırlığı, yeni başlayanın hafifliğiyle yer değiştirdi. Hayatımın en yaratıcı dönemlerinden birine girmemi sağladı.

Şimdi de Cenk Tosun’a bir göz atalım. 6 yaşında Almanya’da futbola başlayan Tosun’un kramponları 20 yaşında Gaziantespor’un yolunu tutu. Burada gösterdiği başarılı performanstan sonra Beşiktaş’a transfer oldu. Çocukluğundan bu yana Beşiktaş taraftarı olan golcü, hayalinin renklerine kavuşmak için transfer parası almamış tam aksine Gaziantepsor’a para ödemişti. Çünkü hayallere giden yollar çukurlar, çakıllar, çamurlarla doludur. O yolun sonundaki ışığı sadece çok isteyenler görebilir.

Beşiktaş’ta fırtına gibi esmesine rağmen sürekli ‘abi’lerinin yedeği konumunda kalan Tosun. Hiçbir zaman pes etmemiş, küsmemiş, kızmamış çalışmaya devam etmiş. Öncelikle adına besteler yapılan Demba Ba’nın yediği olan Tosun daha sonra Alman golcü Mario Gomez’in sonrasında da Aboubakar’ın gerisinde kalmasına rağmen, rakip kalelerdeki örümcek ağlarını almak yine ona düşmüştü.

Takımın göz bebeği olması gerekirken, bazen taraftar baskısıyla bazen önündeki isimlerin kariyerlerinden dolayı yedek kulubesinde oturan Cenk Tosun, çıktığı tatillere bile özel hocasını götürüp çalışmaya devam etmişti.Çünkü o da Steve Jobs gibi takımın en önemli parçası olduğunu, haketmediği halde yedek kulübesine oturduğunu biliyordu.

Steve Jobs ve Cenk Tosun kanımca aynı kaderi yaşadılar. İkisi de takımlarındaki en önemli formayı tırnaklarıyla kazıyarak geçirdiler sırtlarına. Bir şekilde uzak kaldılar formalarından ama bu onları ümitsizliğe, isyana, bırakıp gitmeye yöneltmedi. İçlerinde kopan fırtınaları, sahada topun peşinden koşarak dindirdiler. Ve sonunda başardılar.

Bugün neredeyse dünyadaki her evde Steve Jobs imzası taşıyan bir ürün var ve yine bugün Cenk Tosun Türkiye transfer rekoru kırarak Avrupa’ya koşuyor.

Hayat futbola gerçekten de fena halde benziyor. Yedek kalmak da bizim elimizde formayı hakkıyla terletip omuzlarda taşınmak da…